Pro^GE

KENTSEL YAŞAM, ŞEHİR VE ŞANTİYE

Selçuk Alten, Mimar


Mimarlık 371 Dergisi, Mayıs - Haziran 2013

Özellikle yoğun kentsel doku içinde kurulan her ölçekteki şantiye, gerekli önlemler alınmadığı durumda hem kentli, hem şantiye çalışanı için zorlu koşullar anlamına geliyor. Yazar, “şantiye” ve “şehir” ilişkisinin oluşturduğu sorunları, kaçınılmaz olarak önce şantiye yapılanmasının, sonra inşaat sektörünün, daha sonra büyük şehirlerin ve ona bağlı olarak da ülkenin mevcut koşullarına değinerek analiz ediyor.

Bu yazı ile kalabalık şehir merkezlerinde sürdürülen yapım faaliyetlerinin şehir ve şehirli ile olan zorunlu ancak geçici etkileşiminin sonuçları üzerine düşünmeye çalışacağız.

Hem şehirde yaşayanlar, hem de yapım faaliyetini gerçekleştiren gruplar için özel sorunlar yaratan bu zorunlu birlikteliğin taraflara olan olumsuz etkileri, genellikle bilinen ve sürekli tekrarlanan, kirlilik, trafik yoğunluğu gibi başlıklar altında toplanabildiği gibi,

  • • Belirli bir alan üzerinde inşa edilen (konutlar, ofisler, hizmet binaları gibi) yapılar,
  • • Altyapı şebekeleri gibi birbiri ile bağlantılı bir ağ oluşturan veya yollar gibi doğrusal gelişen yapılar,

olmalarına bağlı olarak bazı özel farklılıklar gösterebildikleri de söylenebilir.

Her biri birer yaşayan organizma olarak tariflenebilecek şehirlerin gelişimlerine bağlı olarak ortaya çıkan yapı (dolayısıyla altyapı) ve mevcut yapıların “tamir- bakım” ihtiyacı, şehirlerin merkezlerinde süreklilik arz eden bir yapım faaliyetini zorunlu kılmaktadır. Buna ihtiyaç ortadan kalktığı için yıkılması gereken veya deprem gibi doğal olaylardan etkilenerek işlevini yitirmiş olan yapıların “yıkım” işlerini de benzeri bir faaliyet olarak ilave edebiliriz.

Hatta şehir yaşamına getirdiği olumsuzluklar açısından bakıldığında, en az yapım çalışmaları kadar bilimsel bir yaklaşım gerektiren yıkım çalışmalarını, genellikle izlediğimiz bilimin işaret ettiği teknolojiden uzak, özensiz yaklaşımlarla risk alınarak uygulanan yıkım metodlarının yarattığı potansiyel tehlikeleri ve bu uygulamaların oluşturduğu kirliliği de gözönüne alarak listenin başına koyabiliriz.

Bu genel tespitlerden sonra, şehrin sürekli değişen ihtiyaçlarından kaynaklanan yapım çalışmalarının yoğunluğunun yanında, spekülatif hedeflere yönelmiş projelerin yarattığı ilave yoğunluklar üzerinde de duracak, artık günlük yaşamımızın bir gerçeği olarak ortaya çıkan şehir içi şantiyelerinin şehir hayatına olumsuz etkileri üzerine yoğunlaşmayı ve olumsuzlukların kaynağı olan sorunların yapısını anlamaya çalışacağız.

Şantiyelerin şehir yaşamına taşıdıkları olumsuzluklar üzerine düşünürken, öncelikle gözden kaçırılmaması gereken ana unsurun inşaat sektörünün dünyada (dolayısıyla Türkiye’de) diğer sektörlere oranla çok yavaş yükselen teknolojik gelişme eğrisinin bir realite olduğundan söz etmek lazım. Buna, çalışanlarının çok büyük çoğunluğunun sahip oldukları düşük eğitim seviyesinin getirdiği ilave güçlükleri de ilave etmek doğru olacaktır.

Sözü edilen bu koşullarda yapı üretiminin gerçekleştirildiği şehir içi şantiye tesisleri ise, geçici süreler için, hedeflenen bir projeyi hayata geçirmek için oluşturulurlar ve projenin tamamlanmasını takiben kaldırılırlar. Şantiyenin şehir sakinleri ile olan bu zorunlu etkileşimi ve bu etkileşimin iyi yönetilmemesi sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar bu çalışma dönemi içinde olur.

Öte yandan bu birlikteliğin esaslarını belirleyen çağdaş yaklaşımları öneren, hatta zorunlu kılan genel ve yerel yasal düzenlemelerin de yürürlükte olduğu da bir realitedir. Sorun şantiye yönetimi tarafından kurallara ne ölçüde uyulduğu, bir başka deyişle kurallara nasıl yaklaşıldığı, yapılanların ne ölçüde denetlendiği ve uygunsuzlukların hangi işleyişle ortadan kaldırıldığı noktasında oluşmaktadır.

Türkiye’nin ve özellikle İstanbul’un özel koşullarını bir an için bir kenara bırakırsak yaygın görülen sorunların ağırlıklı olarak:

  • • Çalışma güvenliği ve sağlığı,
  • • Toz kontrolü,
  • • Gürültü kontrolü,
  • • Çökelti kontrolü

gibi ana başlıklarda toplandığını söyleyebiliriz. İstanbul ve Türkiye koşulları düşünüldüğünde bu başlıklarda belirtilen sorunların ağırlaşmasının yanında ilave başlıkları da değerlendirmek ve,

  • • Çevre trafiğinin yönetilmesi,
  • • Atık yönetimi,
  • • Şantiye çalışmalarında kullanılan ekipmanın şehir altyapısının ekonomik ömrünü kısaltması,

gibi zorunlu eklemeler yapmak gerekiyor.

Bu tabloya bakarak genel bir değerlendirme yaparsak, değinilen konuların bir kısmının sadece Türkiye’de değil dünyada da halen tartışılan sektörün güncel başlıklarından oluştuğu görülecektir. Konu o kadar günceldir ki, ilgili mevzuat ve yönetmelikler değişen ihtiyaca göre sürekli yenilenerek geliştirilmekte ve uygulamalar ise bu çerçevede denetlenmeye çalışılmaktadır. Buna rağmen sorunların azaldığını söylemek pek mümkün olamamaktadır. Bu durumun nedenlerini değerlendirirken şehir içi şantiyelerinin çalışmalarından olumsuz etkilenen şehir ve şehirlinin yanında şantiye yöneticilerinin başetmek zorunda oldukları sorunların da gözönünde tutulması gerektiği düşüncesindeyiz.

Yazının başında inşaat sektörünün belirleyici özelliklerinden bir olan sektörün haiz olduğu düşük teknolojik seviyeden ve çalışanlarının eğitim düzeyinden sözetmiştik. Buna, projelerin zaman zaman ulaştıkları büyük bütçeler, sık sık görülen spekülatif kazanç yaratma potansiyelleri, yoğun ve sağlıksız bir rekabet ortamının getirdiği anlamsız bütçesel kısıtlamalar, yapım işlerinin “geçici” olmaları ve sektörde faaliyet gösteren kuruluşların yaygın olarak benimsediği “kısa vadeli kâr realizasyonu” hedefleyen politikalar gibi diğer etkenler de eklenebilir.

Şantiyelerden kaynaklanan sorunların büyük ölçüde sektörün haiz olduğu yukarıda değindiğimiz bu özelliklerin şekillendirdiği bir çalışma ortamından kaynaklandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamda şehirde gerçekleştirilen bir yapım faaliyetinin başındaki yöneticinin gücünü zaman zaman aşan ve şikâyet konusu olumsuzlukları yeterli tedbirleri alarak tam anlamı ile giderebilmesinin koşullarını büyük ölçüde ortadan kaldıran birden çok nedenden söz edilebilir.

Bunların başında işçi sağlığı, çalışma güvenliği, gürültü ve kirlilik kontrolü için yapılacak masrafların bir gelir getirme potansiyeli olmayışı gelmektedir. Bu tür harcamalar bugün dahi sektörde faaliyet gösteren yüklenici kurumlar tarafından genel olarak hak edişleri (dolayısıyla kârlılığı) artırıcı yönde etkisi olmayan harcamalar olarak algılanabilmektedir ve bu durum şantiye yöneticisini yaygın olarak çalıştığı kurumun bu yöndeki genel yaklaşımından kaynaklanan ve başedilmesi kolay olmayan bir psikolojik baskı ortamının içine hapsedebilmektedir. Bu görülmeyen baskı ortamının içinde şantiye yöneticisi hakedişe yansımayan masraflara neden olduğu yönündeki eleştirilerden sakınmak için, mevzuatın gerekli gördüğü (birçoğu kâğıt üstünde kalan) minimum tedbirlerle yetinmek yolunu seçebilmektedir. Şantiye yöneticisinin isteyerek veyahut istemeyerek oluşturduğu bu yaklaşıma, projelerin “geçicilik” özelliği, diğer bir deyişle “nasıl olsa kısa bir süre sonra iş tamamlanacak” duygusu ve bu duygunun tetiklediği risk alma içgüdüsünün rahatlatıcı bir unsur olarak katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz.

Birinci derecede tehlikeli işyeri olarak tariflenen yapım şantiyelerinin günlük normal işleyişi içinde ilgili yönetmeliklerle tanzim edilmiş güvenlik, sağlık, kirlilik, şehir yaşamını ilgilendiren konularda alınması gereken tedbirlerin detayları, bu yazının kapsamı dışında tutulmuştur. İncelemek istediğimiz husus, şantiyelerin çalışmalarını sürdürürken ortaya çıkan ve şehir yaşamını etkileyen olumsuzluklar, bu olumsuzlukların şehir ve şehirli için oluşturdukları riskler ve nedenlerinin irdelenmesi ile sınırlı kalacaktır.

Basit bir gözlem ile başlarsak, sözü edilen olumsuzlukların oluştuğu alanların ağırlıklı olarak, şantiye alanını çevreleyen çit veya panolardan oluşan geçici bariyerler, giriş kapıları ve yakın çevresi olarak tariflenen alanda ortaya çıktıkları görülecektir. Birkaç doğru uygulamanın dışında şantiyelerin sınırlarını oluşturan ve şantiye çalışmalarını şehrin günlük yaşam aktivitelerinden ayırması gereken çevre çitleri şehir merkezlerinde genellikle:

  • • Estetik endişelerden uzak imal edildikleri için önemli bir görsel kirlilik oluşturmaktadırlar.
  • • Stok sahalarına kısa yoldan erişmek gibi günlük ihtiyaca dönük nedenlerle sık sık tadil edilmekte, bu suretle yapılan geçici açıklıklar gereken özenle onarılmadığı için bir süre sonra fonksiyonlarını yitirmekte ve her geçen gün artan bir güvenlik riski oluşturmaktadırlar.
  • • Giriş yapılarının konumu zaman zaman çevre trafiğinde kaza riskini artırabilen yoğunluklar oluşturabilmektedir.

Çalışmalar sırasında oluşan tozların oluşturduğu sorunlar açısından bakıldığında, toz oluşumunun imalatın bir gereği olarak ortaya çıktığı durumlarda bundan sadece şehrin değil şantiyede sürdürülen çalışmaların ve çalışanların da olumsuz etkilendiğini söyleyebiliriz. Tozlardan kaynaklanan bu olumsuzlukları önlemek için alınacak tedbirler ise (servis yollarının amaca uygun imal edilmesi ve sürekli bakımının yapılarak kullanılması, toz üretme ihtimali olan malzemenin üzerinin örtülü tutulması gibi) basit ve sürekli takip gerektiren işlerdir. Şantiye altyapısının (şantiye dışına çıkacak iş makinelerinin tekerleklerinin temizlenmesi için yapılmış yıkama noktaları, sulama tesisatı, toz toplayan geçici mekanik tesisat vs. gibi) bu amaca uygun oluşturulması ve çalışmalar sürerken alınan tedbirlerle ilgili gerekli kontrollerin yapılması bu sorunu büyük ölçüde minimize edebilecektir.

Çok benzeri bir sorun olarak çalışmalar sırasında oluşan gürültünün yarattığı rahatsızlıkları söyleyebiliriz. Şantiyede (yerinde) yapılması zorunlu bazı imalat kalemlerinin yapım çalışmaları sırasında çıkan yüksek sesleri önlemek şantiye yöneticileri ve çalışanları için (Bu tip imalatların yapım programlarını gün içinde olabildiğince kısa sürelere ve en uygun zaman dilimlerine kaydırmalarının dışında) çözümü zor sorunların başında gelmektedir. Ancak bu durum gürültü kirliliğinin minimize edilemeyeceği anlamına da gelmemelidir. Gürültü kaynaklarının rahatsızlık yaratmaması veya rahatsızlığı azaltmak için sınırlı da olsa bazı tedbirlerin alınabileceğini biliyoruz.

Şantiye ekipmanlarının taşıdığı kirliliğin oluşturduğu çökeltiler, şantiyelerin yakın çevresinden başlayarak şehre yayılan, başta yeşil alanların tahrip olması olmak üzere yüksek maliyetlerle temizlenebilen yol, kaldırım ve bordür kirliliğinin başlıca nedenlerinden biridir. Önlenmesi veya minimize edilmesi, toz sorununun çözümleri ile benzerlikler arz eder.

Bilinen ve gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında üzerinde sıkça tartışılan bu sorunların İstanbul başta olmak üzere büyük nüfuslu şehirlerimizde yol açtığı olumsuz neticelerin giderek ağırlaştığını ve günlük yaşamı etkilediğine değinmiştik.

Şehir içi şantiyelerinin yarattığı ağır trafik sorunları, bunların en önemlilerinden biridir. Bu sorunun ana kaynağını ise:

  • • Şehir içinde yer alan büyük bir çoğunluğu tamir veya bakım amaçlı altyapı uygulamalarında,
  • • Son yılların bir realitesi olarak karşımızda duran spekülatif kâr amaçlayan konut ve ofis projelerin yapım çalışmaları için gerekli olağanüstü sayıda şantiyenin eşzamanlı faaliyet göstermesinde,
  • • Bu projelerin şehrin belli bölgelerinde odaklanarak daha da büyük yoğunluklara ulaşmalarında,
  • • Şehir merkezlerinde yer alan bu projelerin bünyesinde yapım faaliyetlerine yakın hacimde yıkım işlerinin de bulunuyor olmasında,
  • • Hafriyat ve atıkların taşındığı atık sahalarının şehir merkezinden ortalama 50 ile 80 km uzaklıktaki atık sahalarına taşınmak durumunda olmalarında,

aramak durumundayız. Bugün (bazı kısıtlamaların olduğu bilinmekle birlikte) günün herhangi bir zaman diliminde şehir içinde çalışan bir iş makinesi, her biri 15 m3 veya üstü hafriyatı (veya atığı) taşıma kapasitesinde sayısız damperli kamyonun şehir trafiğinde olmasını artık yadırgamamaktayız.

Üzerinde çok konuşmadığımız bir konu olarak şantiyelerden kaynaklanan bu ilave trafik sorunu ve bu soruna neden olan ağır iş gereçlerinin (büyük ölçüde yüksek kapasiteli hafriyat kamyonlarının) normal şehir trafiğinde seyrederken mevcut şehir altyapısına verdikleri zararlar ve vergilerden sağlanan kısıtlı kaynaklarla oluşturulmuş şehir altyapısının ekonomik ömrünü ne ölçüde kısalttıkları hususu da, ciddi olarak değerlendirilmesi ve üzerinde çalışılması gereken bir başlık olarak önümüzde durmaktadır.

Şehir içi şantiyelerinden kaynaklanan ve şehir yaşamına olumsuz etkiler oluşturan hususlardan bir diğeri ise şantiyelerdeki yapım faaliyetleri sonucu oluşan atıklardır. Ancak genel yapısı itibarı ile kolayca geri kazanımları sağlanabilecek şantiye atıklarının tüm cepheleri ile bu yazının kapsamında ele alınması mümkün gözükmemektedir. Bu nedenle sadece “şantiye atıkları ve geri kazanımları” ile ilgili konuların önemine değinmekle yetinmek durumundayız.

ÖZET VE ÖNERİLER

Şehir içinde çalışan şantiyelerin yarattığı ve şehirlinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen sorunları ve nedenlerini farklı başlıklar altında ülke, sektör ve şantiye ölçeğinde yukarıda irdelemeye çalıştık.

Gördük ki sorunlar tekil olarak şantiyelerin eylemlerinden ve kararlarından kaynaklanmamaktadır ve inşaat sektörünün dolayısıyla sektörün faaliyetlerini gerçekleştirdikleri şantiyelerin çalışma ortamını şekillendiren ekonomik ve toplumsal nedenler de mevcuttur. Bu durum yaygın algılamanın aksine şantiye çalışanlarını sorunların tek sorumlusu olmaktan kurtarmaktadır. Ancak hedef tahtasında yine de şantiyeci vardır ve sorumlulukları bir ölçüde azalsa da büyük ölçüde devam etmektedir. Çünkü şantiyelerden kaynaklanan sorunları yaratan eylemleri gerçekleştiren şantiye çalışanları, aynı zamanda sorunları önemli ölçüde hafifletebilecek çözümleri hayata geçirecek imkânların da sahibidir ve kendilerinden mesleklerinin çağdaş uygulamalarına paralel yaklaşımla mevcut sorunları azaltacak günlük uygulamaları hayata geçirmeleri beklenmektedir.

Birkaç yararlı önerinin başlığını dile getirmeden önce “tasarım”ın, bir diğer deyişle tasarlama eyleminin inşaat sektörü için “üretim” yani şantiye çalışmalarının önüne geçen bir öneme haiz olduğunu, bu anlamda sektörün “anahtar fonksiyonu” olduğu gerçeğini vurgulamakta yarar görüyoruz. Bir tasarım çalışması ciddiyeti ile ele alınması gereken ve yapım çalışmaları öncesinde şantiye yönetimi tarafından yapılması gereken “yapım senaryosu” olarak adlandıracağımız eylem planı da en az mühendislik disiplinlerindeki tasarım çalışmaları kadar öneme sahiptir. Yapım senaryoları:

  • • Yönetim şeması (Birimlerin iş ve sorumluluk tarifleri),
  • • Mobilizasyon (Şantiye ofisleri, işçi tesisleri, park alanları, güvenlik ve malzeme kontrol noktaları ve şantiye girişleri, iş makineleri bakım ve temizlik birimleri, kapalı depolar, su depoları, çevre çiti, atık toplama alanları, servis yolları, şehir altyapısına bağlantılar vs.)
  • • Makine parkı,
  • • Geçici ve sabit stok planlaması,
  • • İş güvenliği ve işçi sağlığı tedbirleri için oluşturulacak şantiye altyapısı,
  • • Kalite planı,
  • • Proje genel takvimi (Uygulama iş programına yansıtılması gerekli etaplar, önemli tarihler vs.) ,
  • • Ön üretim alanlarının planlanması (Demir hazırlık alanları, (havalandırma kanalı, sıhhi tesisat, doğal taş işleme, kaynak, boya atölyeleri, imalata girecek malzemelerin ön üretimi için ayrılmış atölyeler gibi...),
  • • Lojistik planlama,
  • • İdari mevzuattan kaynaklanan izinler, ruhsatlar,

gibi konuların ele alınarak dikkatle ve bir mühendislik tasarımı ciddiyeti ile tasarlanması gereken bir çalışmadır. Yapım faaliyetlerinin öncesinde tamamlanması gereken bu çalışmayı her önemli imalat kaleminin başlamasının öncesinde yapılması gereken ve imalatın yapım aşamalarını ve metodlarını tüm detayları ile açıklayan “yapım yöntemi” çalışmaları takip etmelidir.

Sözü edilen her iki çalışmanın içerdikleri başlıklar, bu yazıda konu ettiğimiz şehir içinde çalışan şantiyelerden kaynaklanan şikâyetlerin kısmen veyahut tamamen giderilmesini sağlayacak tedbirlere dönük bilgi veya ipuçlarını barındırır. Şantiyeci, bu çalışmaları gerekli önemi vererek yapması halinde, öncelikle kendi riskleri sonra da başkaları için oluşturabileceği riskleri tüm boyutları ile kavrayabilecek, projesine özgü koşullar altında olabilecek en az maliyetle, gürültü, toz, trafik, güvenlik, atık gibi konularda oluşan şikâyetleri önleyecek veya azaltacak tedbirleri belirleyebilecek, bunun da ötesinde bu tedbirleri hayata geçirecek şantiye altyapısını işin başında oluşturabilecektir. Eğer bu başarılırsa, ortaya çıkacak olan şantiye artık, önceden tasarlanmış, sadece işin gerektirdiği “fonksiyonel” dolayısı ile “yalın” unsurlardan oluşan, şehrin estetiğine, altyapısına ve insanına saygılı bir çalışma ortamı olacaktır.

Bu yaklaşım, zorunlu olarak şantiye dışına taşan aktiviteler için sağlanacak basit ancak özenle imal edilmiş servis yolları, iyi tasarlanmış yazılı ve ışıklı ikaz işaretlemesi, hasar verilen şehir altyapısının hızla onarılması gibi faaliyetlerle desteklenmesi halinde şantiyenin genellikle bir sorun ortaya çıkınca oluşan panik ortamında benzeri şikâyetleri önlemek için kontrolsüzce harcadığı bedeli en düşük seviyelere çekecek, hem de şantiye çitlerinde sık sık rastladığımız “Çalışmalarımız sırasında verdiğimiz geçici rahatsızlık için özür dileriz” ibaresi şehirli için bir anlam kazanacaktır.

Zira, pek önemsemediğimiz, içinde yukarıdaki artık kanıksanmış ibareleri taşıyan tabelalar da dahil olmak üzere “işaretleme” çalışmaları aslında şantiye çalışanları ve şehirliler arasında bir iletişim aracıdır. Bu anlamda verdikleri mesajlar ve yaptıkları uyarılar son derece büyük öneme haizdirler. İşaretleme eksiklikleri veya yanlışlıkları oluşan günlük olumsuzların başlıca kaynaklarından birisidir, iyi tasarlanmaları ve uygulanmaları şarttır. Unutulmamalıdır ki iyi tasarlanmış ve uygulanmış bir “işaretleme” çalışması çok düşük maliyetlerle sağlanabilir. Bu konuda ise tüm sorumluluk şantiyecinin omuzlarındadır.

Meslektaşlarımız, şantiye çalışmalarının sokaktaki insan için riskler oluşturduğu noktalarda sokaktaki insanı risklerden haberdar edecek iletişimi en üst seviyede sağlamak için, iyi planlanmış ve ileri teknoloji içeren tedbirleri almak durumundadırlar.